Depresyon belirtileri

Doktorlar hastalarda depresyon türlerini teşhis edemiyor.Bu teşhis Almanya’da yapılan‘Nürnberg Araştırması’ ile ortaya çıkartıldı. Doktorların eğitilmesi ile intihar olayları azaltıldı.

Ayrıca araştırmada kadınların, erkeklere göre iki misli daha çökkünlük yaşadıkları görüldü. Bunun nedenleri tam bilinmese de, hormonsal farklılıkların, kadınların iş ve aile yaşamında daha fazla sorumluluk üstlenmelerinin rol oynadığı sanılıyor.

Dünya Sağlık Orgütüne (WHO) göre, depresyon, endüstri ülkelerinde toplum hastalıkları arasında başı çekiyor. Üstelik depresyon diğer bedensel ve psikolojik hastalıklardan daha tehlikeli olabiliyor. Zira diğer hastalıklara yakalananlar normalde iyileşmek isterlerken, depresyon geçirenlerin çoğu ölmek istiyor. Depresyonlu hastaların %50’si intihar ediyor. Almanya’daki araştırma sonuçlarına göre ülkede kriminal olaylarda yılda 500, trafik kazalarında 8000, intihar vakalarında ise 12 000 kişi yaşamını yitirmekte.

Kaskatı kesiliyorlar

Nürnber Araştırmasının sonucunda başlatılan, toplumu depresyon konusunda aydınlatma çalışmalarının olumlu sonuçlar verdiği ve intihar olaylarındada yüzde 40 azalma sağlandığı belirtiliyor.

Aslında intihar oranları ilk kez İsveç’teki Gotland adasında, doktorların eğitilmesiyle düşürülebilmişti. Nürnberg projesiyle sadece doktorlar değil, papazlar, hasta bakıcıları, eczacılar ve öğretmenler de eğitiliyor. Eğitici film, ilan ve afişlerle de doğrudan doğruya topluma ulaşılmaya çalışılıyor. Ayrıca intihar girişiminde bulunan kişilere, üzerinde gerekli telefon numaralarının bulunduğu acil yardım kartı da veriliyor. Böylece hastalar her an yardım alabilme olanağına sahip oluyorlar.

Depresyon, geçici ruh çöküntüsünden belirgin olarak ayrılmakta. En önemli depresyon belirtileri şöyle: İntihar etme düşüncesi, tepkisizlik, suçluluk duygusu, uyku bozukluğu, iştahsızlık, durgunluk, mutsuzluk ve kaskatı kesilme duygusu. Ağır depresyon geçirenler üzüntüyü, acıyı hissetmiyor, kendilerini içten içe ölü hissediyor.

İyi niyetli öğütler

Örneğin, araştırma sırasında konuşulan bir hasta, depresyon sırasında kendisini sanki kafasına plastik bir poşet geçirilmiş gibi hissettiğini ve kişiliğinin tamamen yok olduğunu söylüyor. Diğer bazı hastalar ise üzerlerine kurşun gibi bir ağırlığın çöktüğünü belirtiyorlar. Proje kapsamında telefonla yapılan ankete göre, yaklaşık 1400 hasta özellikle mutsuzluk ve suçluluk duygusu yaşadıklarını açıkladı. Ankete katılanların üçte ikisi hastalık sırasında sanrı görmüş ve neredeyse yarısı da temizlik hastalığına kapılmıştı.

Depresyon geçiren kişilere verilen ‘biraz da güzel şeylerle uğraş’ gibi iyi niyetli öğütler kesinlikle işe yaramıyor. Depresyon sırasında örneğin serotonin ve noradrenalin gibi hormonların beyinde dengesiz salgılandığı, böylece mutluluk ve memnuniyetlik duygularının daha az hissedildiği, olumsuz duyguların ağır bastığı belirtiliyor.

Her ne kadar hastaların üçte ikisi, depresyon önleyici ilaçların yan etkilerinden yakınsalar da doktorlar ilaçların genelde iyi sonuç verdiğini ve korkuların abartılı olduğunu söylüyorlar. Söylendiği gibi bağımlılık yapma olasılıkları çok az. Çünkü ilaçlar ancak iki haftalık kullanımdan sonra etkili oluyor ve birçokları için depresyon hapları son çare.

Depresyonla yaşamak

Bununla birlikte depresyondan tamamen kurtulmanın yolu henüz keşfedilmiş değil. Bazı hastaların örneğin 30 yıl içinde depresyonu yenemediği ama onunla birlikte yaşamayı öğrendiği belirtiliyor.

Araştırma, Münih’teki Max-Planck Psikiyatri Enstitüsü tarafından yapıldı. Alman Bilim Bakanlığı tarafından desteklendi.Amaç, doktorların depresyon tanısını kolaylaştırıcı bulgulara varmak ve doktorların ve hastaların eğitilmesini sağlamaktı.

Gençler depresyonda

Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Avcı, “Ekonomik sıkıntılar ve aileden kaynaklanan problemlerin de katkısıyla, Türkiye`de her 5 gençten birinde ruhsal sorunlar ve davranış bozukluğu görülüyor” dedi.

Avcı, ergenlik çağının 11-12 yaşından itibaren başladığını ve çocukluktan gençliğe geçiş dönemi olduğunu belirterek, bedensel ve ruhsal değişim sürecinin hızlı olması nedeniyle, buna uyum sağlayamayan çocukta bazı ruhsal sorunlar ortaya çıkabildiğini söyledi.

Türkiye`de ergenlerin yüzde 80`inin sağlıklı bir süreçten geçmelerine rağmen, yüzde 20 gibi önemli bir bölümünün yaşadığı kötü sürecin, tüm hayatlarını etkileyecek önemli izler bırakacağına dikkat çeken Avcı, “Türkiye`de genel yetişkin nüfusun, yüzde 14-20`sinde ruhsağlığı sorunu olduğu zaten bilinmektedir. Ergenlik çağında yani çocukya da genç olarak tanımlayabileceğimiz kesime yönelik yapılan en son araştırmalar da bize ürkütücü ve düşündürücü sonuçlar vermektedir” diye konuştu.

İNTİHAR ORANLARI
Avcı, intihar ya da intihar girişimlerinin, özellikle son yıllarda büyük bir çoğunluğunun gençlerde görüldüğüne dikkati çekerek, “Türkiye`de tüm intihar girişimlerinin yüzde 35`ini, 15-24 yaş arası oluşturuyor” dedi.

Kızların, erkeklere oranla daha zayıf ve intihara eğilimli bilinmesine rağmen, bilimsel araştırmaların, erkeklerin sorunlarla mücadelede daha güçsüz olduklarını ortaya koyduğunu vurgulayan Avcı, şunları kaydetti:

“İntihar eğilimi, 15-19 yaş arası erkeklerde 100 binde 18, kızlarda ise 100 binde 4.4`tür. Yaş ilerledikçe intihar eğilimi artmakta ve 20-25 yaş arası erkeklerde bu oran 100 binde 26`ya yükselmektedir. Kızlarda ise bunun tam tersi aynı yaş grubunda 100 binde 4.1`e düşmektedir.”

Avcı, gençlerde intihar için en önemli risk etmenlerinin ise ailedeki başka intiharın varlığı, belirgin depresyon belirtileri, ölümdüşüncesi ile fazla uğraşma, eleştiriye aşırı duyarlılık, iletişim eksikliği, mükemmelliyetçilik ve yüksek standartlara sahip olma duyguları olduğunu söyledi.

Ergenlik çağı sorunlarının neler olduğu bilinir ve zamanında saptanırsa, sabır ve anlayışla yardımcı olunursa çocuğun bu dönemi hasarsız atlatabileceğine dikkati çeken Avcı, aksi takdirde gençlik sorunlarının neden olduğu ve zaman zaman faciayla sonuçlanan olaylara daha sık rastlanacağını kaydetti.

Avcı, “Maddi sorunlar, kalabalık aile ve aşırı baskıcı ya da koruyucu yaklaşım sorunları tetikliyor. Bu nedenle, gençlerin ruhen ve bedenen sağlıklı olmaları için aileye ve yakın çevresine büyük görev düşmektedir” dedi.

Depresyon bulaşıcı mı?

-Bu ne biçim başlık? Diyorsunuz, öyle mi?
Haklısınız… Daha çok, kadın dergilerinin “Doktorunuz diyor ki!” sayfalarında görülebilecek bir başlık bu.
-Evet, gerçekten de öyle!.. Ve senin tamamen ilgi alanın dışında bir konu bu . Ne diyebilirsin ki sen bize bu mevzuda?
Öyle deyip de kestirip atmayın hemen.
Bilirsiniz:
-Doktor kim?
Sorusuna şu cevabı verir halkımız:
-Derdi çeken…
Veya,
-Başına gelen…
İnanır mısınız, depresyonun bulaşıcı bir hastalık olduğunu, bundan 25 yıl önce keşfettim ben!
-Nasıl mı?..
Bizzat yaşayarak… Belki depresyon değil, psikolojik bir etki altında kalmaktı bu.
Bakınız, anlatayım:
1970’li yılların ortaları… Çalıştığım kız meslek lisesinde bir arkadaşım vardı.
-Nasılsın?
Der demez, başlardı kocasından şikâyete…
Öyle şeyler anlatırdı ki, aman Allah!..
-E canım, benim kocam melek değil ya, onun da var elbette kabahatleri…
Diyerek kocasına biraz daha hoşgörülü yaklaşmasını tavsiye ederdim de, o, eşinin nasıl “şeytan” olduğunu kanıtlamak için uğraşır dururdu.
Onu her dinleyişimde, pişman olurdum selam verdiğime.
Moralim de sıfıra inerdi çünkü, yaşama sevincim de…
Bir süre sonra:
-Benim kocam da hainlikler yapıyordur mutlaka!..
Diye düşünmeye başlıyor farkında olmadan insan. Ve arkasından, hiç yoktan tartışmalar… Kanıtsız suçlamalar… Doğru muydu o anlattıkları, uyduruyor muydu yoksa?
Sonradan tanıdım eşini de, hiç de öyle bir insan gibi gelmedi bana.
Neyse, başka bir okula yaptırdım hemen naklimi de kurtuldum o arkadaştan.
Ve düzeldi bozulan psikolojik dengem.
Evine davet ettiyse de mazeret buldum, evime gelmek istediyse de… Açıkçası, veba mikrobundan kaçar gibi kaçtım ondan.
Aman, benden uzak dursun öyleleri! Ağzımın tadını bozmak istemem çünkü. Başkasını bilmem ama bana bulaşıyor bu hastalık.
Benim 25 yıl önce keşfettiğim bu mikrobu, bilim adamları da kabul ettiler sonunda. Amerika’da yapılan bir araştırma sonucunu, Florida Eyalet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Thomas Joiner’den dinlemek ister misiniz?
“Depresyona, vücuttaki kimyasal dengesizliğin yolaçtığı sanılıyordu. Ancak son bulgular, depresyonun bir tür “psikolojik nezle” olduğunu gösteriyor.
Dikkat ediniz, “psikolojik nezle” diyor bu konunun uzmanı.
Ne demek bu?
“Aynen nezle gibi bulaşıcıdır” demek değil mi?
Ve bakınız, nasıl devam etmiş sözlerine doktor:
“İnsanlar, yanlarındaki kişinin mutsuz olduğunu görünce, farkında olmadan, bundan kendisini sorumlu tutuyor. Bu duygu değersizlik hissi meydana getiriyor. Ve kişi, kısa süre sonra, depresyona giriyor.
Bir şey söyleyeyim mi size?
Veba mikrobundan kaçar gibi kaçın mutsuz insanlardan! Zira, bulaşıcı bir hastalıktır bu!

Depresyon bildiğimiz gibi değil

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Alper, toplumda depresyon konusunda yanlış bilgilendirmeler olduğunu belirterek, sanılanın aksine, hastalığın kadınlarda daha çok görülmediğini, kalıtsal ve erkeklerde de olabildiğini söyledi.

– Prof. Dr. Alper, depresyonun sadece ekonomik ve sosyal olaylara bağlı olarak gelişen ve stres etkili bir hastalık olduğu yolundaki inancın, tamamen yanlış olduğunu kaydetti. Alper, ‘’Stres sadece psikolojik nedenlerle oluşmaz. Biyolojik nedenlerle de oluşmaktadır’’ dedi.

– Biyolojik ya da psikolojik nedenlerden kaynaklanan depresyonun belirtilerinin aynı olduğunu anlatan Alper, kişide birkaç haftayı aşan sürede dünya ile bağını koparma, umutsuzluk, karamsarlık, içe kapanma, kendini boşlukta hissetme, hayattan zevk almama gibi belirtiler görüldüğünü anlattı.

– Depresyonda stresin en önemli etkenlerden biri olduğunu, ancak tek başına belirleyici olmadığını da kaydeden Prof. Dr. Yusuf Alper, depresyonun hafif, orta ve ağır olarak gruplandırıldığını, kendiliğinden ve hiç neden yokken de başlayan türleri olabildiğini bildirdi.

– Depresyon tedavisinin artık çok kolaylaştığını belirten Alper, “Depresyonun sebebi kalıtımsal ise hekim doğrudan ilaç tedavisine başlar” dedi. Antidepresyon ilacı olarak isimlendirilen ilaç grupları ile ilgili de yanlış bilgiler bulunduğuna işaret eden Alper, bu ilaçların da bağımlılık yapmadığını belirtti.

Depresyon öldürüyor

Depresyonun kalp hastalarında olduğu gibi, kalp hastası olmayan kişilerde de ölüme neden olabildiği ortaya çıktı. Hollanda Tıp Enstitüsü’nde, 55-85 yaş grubundaki 2900 kişinin katılımıyla yapılan bir araştırmaya göre, kalp hastası olmayan, ancak yüksek depresyon içinde bulunan kişilerde kalpten ölme riskinin, depresyonda olmayanlara göre dört kat fazla olduğu saptandı. Kalp hastası olup yüksek depresyon içinde bulunanların kalpten ölme riski, depresyonda olan kalp hastalarına oranla üç kat fazla çıktı.

Kadınlar numaradan intihar ediyor

Çağın hastalığı sayılan depresyon, kadınlarda erkeklere göre 3-4 kez daha sık görülüyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kerem Doksat, ruhsal çöküntü hali olan depresyonun, her 5 kişiden birinde görüldüğünü söyledi.

Kadınların daha kolay depresyona girmesi konusunda birçok faktörün etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Doksat, özellikle adet öncesi dönemde hormonlardaki değişime bağlı olarak her 5 kadından 3’ünün yaklaşık bir hafta depresif ruh hali taşıdığını söyledi. Endişe ve fobiler de kadınlarda sıklıkla görülüyor.

İntihara teşebbüs eden kadınların sayısının erkeklerden 4 kat fazla olduğunu belirten Prof. Dr. Doksat, buna rağmen intihar ederek ölenler açısından bakıldığında erkeklerin kadınlardan 3 kat fazla olduğunu da söyledi. Prof. Dr. Doksat, kadınların çoğu zaman gerçekten ölmek istediği için değil, dikkat çekmek ya da başka sebeplerle intihara teşebbüs ettiğini öne sürdü. Prof. Dr. Doksat, kadınlar arasında madde kullanımı bozukluklarının arttığını, üst sosyoekonomik gruptaki kadınların alkol ve sigara bağımlılığı sorunlarında erkeklere yaklaştıklarını da belirtti.

Depresyon

Soru: “Son zamanlarda içine kapanık, hayattan zevk alamaz ve devamlı üzüntü halinde gezen birisi oldum. Memleketin hali, ekonomik kriz, geleceğe güvenle bakamamak beni çok rahatsız ediyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim, ne yapmamı tavsiye edersiniz. Yer veya iş değiştirmem faydalı olur mu?”

Cevap: İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. Bu tamamen insanlık icabıdır. İşinden ayrılmak, yakınını veya sevdiğini kaybetmek veya hayatta başarılı olamamak üzüntüye yol açan sebeplerdendir. Kısaca bu tarz üzüntüler normal hayatın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve hiçbir sebep yok iken ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır.
Depresyon bir ruh hastalığı olup duygu, düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği takdirde uzun yıllar bazen de ömür boyu sürebilir. Depresif insan hayattan zevk almaz, herşeye üzülür. Devamlı sıkıntı halinde yaşar. Ne kendisi rahat eder ne de etrafındaki kimselerde huzur bırakır.
Depresyon hastalığı çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Bazı kimselerde hiçbir sebep olmaksızın aniden ortaya çıkar, bazılarında stresli bir yaşantıdan sonra başlar, bazen tek atak olarak hayat boyu sürebilir, bazen de tekrarlayan ataklar halinde rastlanabilir. Bir kısım insanlarda semptomların şiddetli olması ile hastaları iş yapamaz hale getirebilir. Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler.
Depresyondaki kimselerin mutlaka psikiyatri uzmanına muayene olması, antidepresif ilaçlar kullanması gerekir. Açık ve havadar yerlerde gezmeli, hafif işlerle meşgul olmalı, boş kalmamalı. Neşeli insanlarla arkadaşlık kurmalı, ilaçlarını aksatmamalı, manevi yönünü güçlü tutmalıdır.

Beyine mutluluk pili

Bilimadamları ilaçla tedavi edilemeyen depresyon hastalarını beyinlerine sinyal gönderen pil takarak tedavi etmeye hazırlanıyor. Bu tür piller daha önce epilepsi hastalığında kullanılmış ve başarıya ulaşmıştı.

İngiltere’de yapılan Yedinci Dünya Biolojik Zihin Hastalıkları Tedavisi Kongresi’ne katılan bilimadamları son araştırmalarını sundular. Depresyon hastalarının % 20’si tedavi edilemiyor. Şimdi bu hastalar epilepsi hastalarına takılan pille tedavi edilecek.

Saat büyüklüğünde pil insanın göğsüne takılacak bir telle de, beyin kökünden dize uzanan, beyinle, kalp, mide ve akciğerle bağlantı kuran boyundaki sinirlere bağlanacak. Aygıt her 5 dakikada 30 saniye sürecince sinirler aracılığıyla beyne düşük elektrik akımı yollayarak sakinleşmesini sağlayacak.

Depresyon küresel sorun

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), küreselleşme ile birlikte insanların en çok yakalandığı hastalıklar arasına depresyonun da yerleştiğini ve dünyada 450 milyon kişinin ruhsal rahatsızlık içinde bulunduğunu bildirdi.

WHO’nun ‘‘2001 Dünya Ruh Sağlığı Raporu’’na göre depresyon, küresel hastalık yüküne neden olan 10 hastalık arasında dördüncü sırada bulunuyor. WHO, 20 yıl içinde depresyonun ikinci sırayı alacağını tahmin ediyor. Küresel olarak 70 milyon kişi alkol bağımlılığı yüzünden, 50 milyon kişi epilepsi, 24 milyon kişi de şizofren yüzünden sıkıntı çekiyor. Raporu değerlendiren WHO Genel Direktörü Dr. Gro Harlem Brundtland, ruh sağlığı hastalıklarının toplumlarca gizlendiğini bildirdi.

Copyright © 2008 Orkidemce.Com Tasarım Mursel Aygun
  »    » 
Bu sayfa 126 adet veri tabanı sorgusu sonucunda 0,530 saniyede oluşturuldu.